Mutlu anlarınıza özen gösterin!

Boşlukta sallanan bir sandalye hikayesi bu..

Gözlerini tavandaki çıplak ampule dikmiş bir kadın var sahnede; biraz sonra nasıl bir tepki vereceğinden asla emin olamadığımız. Belki hiç bozmadan istifini bir küfür savuracak ışığa, belki ışıkta gördüğü yüzlere öfkesini kusacak, belki sebepsiz bir kahkahaya boğacak boş odayı. Biraz sonra ne yapacağını bilmediğimiz bu kadın belki de kalkacak yerinden, küçük pencereyi aralayacak, başını döndüren yeşilliğe aldanıp unutacak yaşadıklarını.

Ben hikâyeler güzel bitsin isterim, bilirsiniz.

O sabah, fırından yeni çıkmış poğaçaları kese kağıdına  alıp çantasına yerleştirirken, yere düştü yüzüğü. Parmakları bile çektiği acıya dayanamayıp erimişti. Giderek çelimsiz bir hal alan bedenine baktığında gözlerindeki öfkeyi kıvırcık saçlarının arkasına saklamayı ihmal etmedi.Kusursuz görünmeliydi. Birkaç küçük kadın oyunu ile üstesinden gelebilirdi sorunların. Yere düşen yüzüğü almak için eğildi, yere düşen umutlarını nasıl toparlayacağını düşünerek. İmkansız olanı istemişti; ancak günün birinde yalnız kalacağını hesaba katmamıştı. Yalnızlık yorucu, diye düşündü çoğu zaman. Akşamları ayaklarını uzatıp bilmediği dünyaları keşfe çıkmayı severdi. Henüz yaşama isteğini yitirmemiş, az da olsa içinde umut taşıdığı günlerdeydi.

Evden çıktığında başladı sancısı, adımları geri geri gitti sonra; indiği merdivenlerden çıkıp, o bomboş odaya girdi. Uzun zamandır girmediği odaya. Büyüktü evi, bir odasını hep boş tutuyordu. İşin tuhaf yanı bu oda arka bahçeye bakıyor ve arka bahçeden yaz kış eksik edilmiyordu güzel çiçekler. Kendini berbat hissettiği günlerde bu odayı mesken tutuyor, tavandaki çıplak ampule bakıp düşünüyordu.

3 Gün olmuştu odaya gireli. 3 Gün önce bir sabah girdiği bu odadan, aklını temizlemiş, bedenini güçlendirmiş bir şekilde çıkacağından henüz habersiz izliyorduk kendisini. Biz, karşı apartmanın afacan çocukları… Üst kattaki yaşlı teyzenin sürekli azarladığı, karşı binadaki adamın gazabından korkan çocuklar. 3 Gün önce bir sabah gördük bu odaya girdiğini. Aramızda nöbetleşerek izledik an be an. Hiç kımıldamadı. Az sonra ne yapacağından hep habersizdik. Dikkatini çekmek için yapmadığımız haylazlık kalmadı, dikkati bize yönelsin diye alt kattaki kümesten bir tavşan bile getirdik! Penceresinin önüne bıraktığımız tavşancığın kalbi küt küt atıyordu korkudan. Birimiz mızıkasını getirdi evinden, diğerimiz sanki eziyet ediyormuşuz gibi flüt! Hiçbir sese kulak vermedi.

Annemin yukarıdan seslenişine sinirlenmiş oflayarak çıkıyordum ben eve, bir karartı gördüm pencerede. Kalkmış yerinden. Pencerenin önüne gelmiş. Ne güzel bir kadın aslında diye lafa girdi en haylazımız. “Büyüyünce hiçbir kadını üzmeyeceğim!” dedim ona bakarken. Bizi görmeden bize bakıyordu, bakışları da çok güzeldi. Çiçeklere baktığını anladık, odaya girmeden önceki sabah dikmişti onları Salih Abi. Hatta konuşmalarını dinlemiştik, çiçekler dikilirken ne seviniyordu. 3 Günde açan o çiçeklere baktığında gözlerindeki ışık büyüdü, işte o an anladık her şeyin bir andan ibaret olduğunu.

Gözden kayboldu.

Az sonra kapının orda belirdi. Yanımıza kadar gelip, bize bakıp, bizi görmeden çiçeklere dokundu. “Salih,” dedi. “Yarın sana biraz daha tohum getireceğim!”

O odada 3 gün hiç kımıldamadan dururken bir tohum filizlenmiş, başını gökyüzüne uzatmış görkemli bir çiçeğe dönüşmüştü. Bunu görünce yerinden kalkmış olmalı diye düşünüp, hayatın hep güzel yanlarını görmemiz gerektiği sonucu ile bitirmiş gibiydik izlediğimiz filmi. Hepimiz izlediğimiz bir filmin mutlu bir gülümseme ile bitmiş oluşuna sevinirken, gözüm o odaya takıldı.

Sandalyesi hala sallanıyordu…

Boşlukta sallanan bir sandalye. Az sonra neler olacağından asla emin olamadığımız bir zaman diliminde kendine has sesler çıkararak sallanan bir sandalye… Onu sallanırken izlediğimde filmlerin asla mutlu sonla bitmeyeceğini tecrübe ediyordum.

Mutlu anlarınıza  özen gösterin, çünkü onlar kutsanmış zamanlardır. Ve bir saniye bile yeterlidir, o sandalyeye yeniden oturmak için..


Tags:

Bilgecan Rüya Yorumu Yemek Tarifleri Sitesi