Gerçek Yaşanmış Bir Aşk Hikayesi

Hayatın her köşesine gurur denen duygu sinmiştir sizi en zayıf anınızda yakalamak için.Ancak gururun en büyük düşmanız aşktır ve insanları en çok yaraladığı an aşık oldukları andır.Bu yüzden siz siz olun aşık olunca gururu hayatınızın en ıssız köşesine atın.Aşk gurur yapmaya gelmez, hele bir de karşılıklı olunca…

Sabah erkenden gitarını alıp evden çıktı… Posta kutusu boştu gene. Yoo, hayır. Beyaz bir şeyler vardı. Kalbi hızla çarparken, kutuyu açıverdi. Elektrik faturası gelmişti… Hem de her zamankinden “hoş” bir miktarda… Başka bir şey olmadığını bildiği halde, gene kutunun içine baktı… Boş… Dışarısı, ne soğuk ne de sıcak… Kapalı bir havaydı. Yağmur yağmaması için dua etti… Şemsiye evde kalmıştı ne de olsa… Karşıya geçmek için trafik lambalarının yanında durdu… Önünden son sürat geçen araba, bütün çamuru sıçrattı… En sevdiği siyah pardesüsü de batmıştı… Karşıya geçti. Karnı açtı… Her pazar sabahı uğradığı café’ye gitti…”Tadilat nedeniyle kapalıyız.” yazısını okurken, gülümsedi… Aklına mezar taşına yazılabilecek bir şey geldi “Tadilat nedeniyle oldu… Açlıktan…” Neyse dedi kendi kendine “O kadar da aç değildim.” Sonra bir yerlerde yerim diye düşünerek yürümeye başladı. Derken yanından geçen bir grup çocuk, ona sertçe çarptı. Yere yığıldı. Karşısında, evin balkonunda oturan bir grup genç kız, gülüyorlardı… Ona gülüyorlardı… Ayağa kalkarken, cebindeki bozuklukların düştüğünü fark etti. Her biri ayrı bir yöne yuvarlanıyor… Çatlaklardan, deliklerden düşüp,kayboluyordu. Parası da gitmişti. Bir gitarı, bir de canı vardı…Yemek yiyecek, eve gidecek parası kalmamıştı… Yorgundu. Mektup yazmayan, arayıp sormayan, çok sevdiği o kızla bir zamanlar gittikleri parkı hatırladı… Orada küçük çocuklar bileklik, kolye gibi hediyelik eşya satarlar… Müzisyenler maharetlerini gösterir, para kazanır, kızlara hava atarlardı… Parktaki o eski neşe kalmamıştı. Yolun kenarına geçti. Elindeki gitar çantasını yere koydu. Gitarını çıkarıp, o “en” hüzünlü besteyi çaldı… Sonra, o kıza bestelediği parçayı… Ve bir başkasını… Ve bir başkasını… Çaldı… Çaldı… Kulağına gelen takırtı sesleriyle kafasını kaldırdı. Gitar çantasına para dolmaya başlamıştı. Sonra, neşeli bir parça çaldı… Para geldikçe, şarkılar daha bir hareketli, daha bir neşeli oluyordu… Güneş batmaya başladı… İleride zabıtalar göründü… Daha fazla kalamazdı orada. Gitarı çantaya koydu ve kalktı… Eve gidecek, yemek yiyecek parası vardı… Belki kirayı hala veremeyecekti, bu ay ama, hiç değilse düşürdüğünü karşılıyordu bu miktar…

Derken yağmur başladı… Eve daha çok var, diye geçirdi içinden. Ne zordu hayat! Yağmur altında yürümeyi severdi… Ama yalnızken değil.Yalnızken, daha bir ağır yağıyordu sanki yağmur… Daha bir soğuk… Eve vardığında, kuşu öterek karşılamadı onu… Sessizlik dolu ev, o an ürpertti… Kafesin yanına gittiğinde, minik kuşu kafesin tabanında yatıyordu hiç kıpırdamadan… Öylece…”Ölüm” dedi… “Sürprizleri seviyor…” Islak giysilerini çıkardı… Kuş gibi o da ölecekti, bu sefil hayatta.

Gitar çantasını açtı, kalan bozuklukları almak için. Arada beyaz bir kağıt gördü… Açar açmaz, yazı tanıdık geldi… O beyaz ellerin yazdığı notu okurken, önce heyecanlandı, sonra üzüldü… Notta: Demek hala bizim parçamızı çalıyorsun… Ve yine çok hüzünlü bir şekilde. Beraber aldığımız kuşları hatırlıyor musun? Bendeki bu sabah öldü… Ayrılığa dayanamadı herhalde… Ama, biz insanız, dayanabiliriz değil mi? Yarın gidiyorum bu şehirden… Kendine iyi bak… Hoşçakal! Anladı o an, işlediği hatayı… Ne kadar da bencil olmuştu bugüne kadar. O bu şehirdeydi… Ve hiç aramamıştı… O arar diye. Şimdi aynı şehirde bile olmayacaklardı. Gün batışını aynı anda izleyemeyecek, aynı ortamda aynı havayı solumayacaklardı… Ama, o da affetmezdi ki… Yoksa eder miydi? Dal rüzgarı affeder, ama kırılmıştır bir kere, diye geçirdi içinden… Kapı çaldı… Ne de çok istedi o an için, kapıdakinin o olmasını… Bu nedenle açmadı kapıyı… O umudu taşımak istedi hep içinde… Sonra uykuya daldı… Bir daha uyanmamak üzere…”
 

Sedye Fiyatı Geri Sarımlı Düşüş Tutucu