ihtiyar adam

Burası küçük bir taşra otelinde bir oda. Vakit akşam. Odada fazla ışık yok. İçeride yaşlı bir adam ve iki genç oturuyor. Gençlerden birincisinin adı Ayhan. Ayhan yarın İstanbul’a gidecek. İkinci gencin adı Ömer. Ömer ise yarın Ankara’ya gidecek. Her iki genç de geceyi geçirmek için bu otele geldiler. Yaşlı adam onlar geldikleri zaman odadaydı. Onlar geldiğinden beri  hiç konuşmadı. Odanın karanlık olan köşesinde sessizce oturuyordu.  Hala aynı yerde sessizce oturuyor.
Ayhan, önündeki masanın üzerinde duran kitaba bakarak Ömer’e sordu:
-Şu kitapla işin bittiyse ben okuyabilir miyim? Yatakta kitap okumayı severim.
Ömer:
-Evet, istersen alabilirsin. Fakat bu kitabı yatakta okursan, sabaha kadar uyuyamazsın.
Ayhan:
-Neden uyuyamaz mışım?
Ömer:
-Okuduğun zaman anlayacaksın. Kitabın adı “Ölüler Hala Bizimledir.” Kitabın yazarı kitaptaki hikayelerin hepsinin gerçek olduğunu söylüyor. Hikayeler, eski evler ve hala içinde görünen ölü insanlar hakkında.
Ayhan:
-Biliyorum, biliyorum. Bana bunları anlatma. Geceleyin kafaları kollarının altında dolaşırlar ve insanları korkuturlar değil mi? O çeşit kitapları okumayı severim fakat içindeki hikayelere inanmam. Bu sebeple beni korkutamazlar.
Ömer:
-Haklı olabilirsin. Bu hikayelere ben de inanmam. Ama insan yine de “Acaba?” diye düşünmeden edemiyor.
Ayhan:
-Eğer bir insan ölürse tekrar geriye gelemez.
Ömer:
-Fakat bunu kesin olarak bilemeyiz. Ancak kendimiz öldüğümüz zaman bu sorunun cevabını kesin olarak öğrenebileceğiz.
Ayhan:
-Evet. Dediğin gibi kendimiz öldüğümüz zaman öğrenebileceğiz.
Ömer:
-Gazetede geçen ay bir hikaye okudum. Hikaye bir dükkancı hakkındaydı. Şimdi yerin adını hatırlayamıyorum. Hikayeye göre bu dükkancı savaşta ölmüştü. Fakat insanlar onu hala dükkanında çalışırken görüyorlar. Geceleyin onun dükkanından hala sesler geliyor ve dükkanda ışıklar yanıyor.
Ayhan:
-Fakat bu şimdi orada yaşayan dükkancı olmalı.
Ömer:
-Hayır bu olamaz. Çünkü şimdi orada hiç kimse yaşamıyor. Dükkanı satın alanlar, gece dükkandan gelen gürültüleri duyduktan sonra hemen sattılar. Orada oturan yaşlı adamın daima gece geç vakitlere kadar çalıştığını duyuyorlardı. Ve o şimdi bile, hala dükkana geri gelip çalışıyor.
Ayhan:
-Bu hikayelere inanmıyorum. Gazeteleri insanlara daha çok satmak için uyduruyorlar bu hikayeleri.
Yaşlı adam iki gencin konuşmasını baştan beri sessizce dinliyordu. İlk defa onlara bakarak konuştu:
-Birçok insan bu gürültüleri duymuş. Ve dükkandaki ışığı gözleriyle görmüşler.
Ayhan yaşlı adama bakarak:
-Peki siz onu gördünüz mü?
İhtiyar adam bu soruya cevap vermedi.
İhtiyar adam:
-Bu hikayelerin bazıları doğru olabilir. Belki inanmayacaksınız ama, size bir zamanlar babamın bana anlattığı bir hikayeyi anlatmak istiyorum.
Ayhan:
-İnanmayacağım ama yine de hikayenizi dinlemek isterim.
İhtiyar adam hikayesini anlatmaya başladı:
-Bu kasabada yaşayan bir genç savaşa gitmişti. Bu genç, bir kızı seviyordu ve savaşa gitmeden önce onunla evlenmek istiyordu. Kız da onu seviyordu, fakat kız savaştan sonra evlenmek istiyordu. Böylece  genç adam evlenmeden savaşa gitti. Ve savaşta öldürüldü. Gencin anne ve babası bir gün kötü haberi veren bir mektup aldılar. Kötü haberi kıza da vermek zorundaydılar. Bunun için kızın evine gittiler. Kız çok mutlu görünüyordu. Kız onlara “O niçin gelmedi? Yoksa biraz sonra mı gelecek?” diye sordu. Tabii ki onu anlayamadılar. O zaman kız onlara açıkladı: Önceki akşam, genç adam onu görmeye gelmişti. Uzun süre konuşmuşlardı. Sonra genç ayrılmıştı.
Ömer:
-Ama genç ölmüştü, değil mi?
İhtiyar adam:
-Evet ölmüştü. Günlerce önce öldürülmüştü. Fakat kızın evine geldi. Onunla konuştu. Buna ne dersiniz?
Ayhan:
-Tek kelimesine bile inanmıyorum. Bu hikayeyi genç kız kendisi uydurmuş. Kız, genç adamı gördüğü zaman yalnızdı. Kızdan başka genç adamı gören yok. Bu hikayelerin hepsi aynıdır.  Eğer başka insanlar da genci görselerdi, belki inanabilirdim.
İhtiyar adam:
-Olabilir. Ben şimdi gitmek zorundayım.
Ayhan:
-Gitmeden önce bir şeyler içmez misiniz?
İhtiyar adam:
-Hayır. Teşekkür ederim. Yol boyundaki dükkanımda yapılacak çok işim var.
İhtiyar adam odadan ayrıldı. İki genç bir süre sessizce oturdular. Biraz sonra odaya otel sahibi girdi. Işığı yaktı.
Otel sahibi:
-Yemek bir saate kadar hazır olacak. Yemekten önce bir şey ister misiniz?
Ömer:
-Hayır. Teşekkür ederim. Şu anda sohbet ediyoruz. Geri gelen ölüler hakkında. Az önce ihtiyar bir adam bize çok ilginç bir hikaye anlattı.
Otel sahibi:
-İhtiyar bir adam mı? Burada mı? Fakat otele hiç kimse girip çıkmadı ki. Her zaman kapının yanında otururum ve kim girip çıksa mutlaka görürüm.
Ayhan:
-Fakat siz odaya girmeden az önce ayrıldı.
Otel sahibi:
-Ben kapının tam önündeydim. Eğer kapıdan birisi çıksaydı mutlaka onunla karşılaşırdık.
Ayhan:
-Fakat biz onu gördük ve onunla konuştuk.
Otel sahibi:
-Nasıl bir adamdı?
Ayhan:
-Işık açık değildi. Onu tam göremedik. Çıkarken yol boyunda bir dükkanı olduğunu söyledi.
Otel sahibi:
-Fakat buraya yakın bir dükkan yok. Bir dükkan vardı ama artık orada kimse oturmuyor. O! Yaşlı bir adam mı demiştiniz?
Otel sahibinin yüzü bembeyaz olmuştu. Oturdu.
Otel sahibi:
-O buraya gelemez. Daha önce hiç gelmemişti.
Ayhan:
-Niçin buraya gelemez? Kim o?
Otel sahibi:
-Halk onun geceleyin çalışmak için dükkanına gelen bir ölü olduğuna inanıyor. Hayır, hayır bu doğru olamaz.
Ayhan:
-O dükkancı mı hani….?
Otel sahibi:
-A, o hikayeyi duydunuz demek?
Ayhan:
-Yapılacak işleri varmış. Bize öyle söyledi.
İki genç birbirlerine bakıştılar.
Otel sahibi:
-Bunları kimseye söylemeyiniz. İnsanlar bu olayı duyarlarsa artık otelime gelmezler. Oda parası vermeden burada kalabilirsiniz. Fakat kimseye bir şey söylemeyin.
İki genç kalktılar.
Otel sahibi:
-Size iyi bir akşam yemeği vereceğim. Ve hiç para almayacağım.
Ayhan:
-Şey, Teşekkür ederim. Şimdi hatırladım. Hemen İstanbul’a gitmem gerek. Çok acele etmeliyim.
Ömer:
-Evet, gerçekten çok naziksiniz. Ama ben de gitmek zorundayım. İyi geceler.
İki genç otel sahibini yalnız bırakarak odadan çıktılar.
 

Sedye Fiyatı Geri Sarımlı Düşüş Tutucu